Telefonlarymyz
tr en

Neden Soğuk Pres Yağ Kullanmalıyız?

Facebookta Payla Tweetle

        Günümüzde tüketiciler çalışma hayatı ve beslenme alışkanlıkları ile birlikte süratle yaygınlaşan başta kanser türleri olmak üzere, hipertansiyon, diyabet ve kalp-damar rahatsızlıkları gibi hastalıklardan korunmak için almış oldukları gıdaların içerikleri ve üretim teknolojileri ile daha fazla ilgilenmektedirler. Nitekim son zamanlarda tüketicilerin “doğal” ya da “organik” diye tanıtılan gıdalara rağbet göstermesi, diğer yandan endüstriyel üretim aşamalarında gıdanın herhangi bir katkı maddesinin katılıp katılmadığı, ya da besleyici değerini etkileyecek herhangi bir fiziksel/kimyasal işleme maruz kalıp kalmadığı göz önünde tutulan özellikler arasında gelmektedir.

        Soğuk pres tekniği ile elde edilen yağlar, proses süresince yüksek derecede ısıl işleme maruz kalmamaları (40–50 C°), hammaddeden yağın çıkarılması sırasında solvent kullanılmaması ve konvansiyonel yağ üretiminde rafinasyon aşamaları süresince yağdan kısmen uzaklaşan doğal antioksidanlar, fosfatidler, serebrosidler, karotenoidler ve fitosteroller gibi bazı maddeleri daha yüksek oranlarda içerdiklerinden dolayı besleyici değer açısından ön plana çıkmaktadırlar.

        Son yıllarda tüketiciler tarafından soğuk pres tekniği ile elde edilen yağlara yoğun bir ilgi olduğu gözlenmektedir. Başlangıçta ağırlıklı olarak ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılan yağlar, artık sofralarımızda da yerini almaya başlamıştır. Soğuk pres yağların üretim tekniklerinin basit, ekolojik ve fazla yatırım maliyeti gerektirmemesine karşılık, hammaddeden alınan yağ veriminin düşük olması bu tür yağların perakende satış fiyatlarını da ister istemez etkilemektedir.

        Üretim tekniği açısından ele alındığında, yağlı tohum hammaddesinin içerisindeki yabancı maddeler temizlendikten sonra yüksek derecelerde ısıya maruz kalmadan (maksimum 40°C) preslerde sıkım işlemi gerçekleşmekte ve daha sonra da basit bir filtreleme işlemi yapılarak yağlar pazara sevk edilmektedir. Yağlı tohum kalite düzeyi kadar, üretim parametre ve şartları da oldukça önemli olup, proses süresince uygulanacak sıcaklık artışları yağın kalitesinin düşmesine sebebiyet verebilir.

Soğuk Presleme İşlemi
         Soğuk pres tekniği ile üretilen yağlar proses esnasında yüksek sıcaklık değerlerine maruz kalmadıkları için trans yağ asitleri oluşamamakta ve bünyesinde bulunan biyoaktif bileşikler de zarar görmemektedir. Bu durum, gerek sağlık, gerekse gıdalardaki beslenme değeri açısından son derece önemlidir. Soğuk pres tekniği; en yüksek nitelikli bitkisel yağların üretilmesinde kullanılan tekniklerin başında gelmektedir.

        Bitkisel yağlarda ana bileşen olan triaçilgliserol dışında tokoferoller, steroller, fenoller, triterpen alkoller, hidrokarbonlar, renk, tat ve koku bileşikleri gibi çeşitli minör bileşikler bulunmaktadır. Bu bileşenlerde ham yağlara uygulanan rafinasyon aşamalarında da önemli kayıplar meydana gelmektedir. Bu nedenle rafinasyon uygulanmadan tüketilebilen yağlar insan sağlığı açısından önemli kimyasal bileşikler içerdiğinden son yıllarda dikkatleri üzerine çekmektedir.

        Soğuk preslenmiş yağlar; ısıl işlem olmaksızın sadece mekanik yöntemle elde edilen yağlardır. Katkı maddesi ve koruyucu madde içermemektedir. Soğuk preslenmiş yağların içeriğinde yüksek miktarda çoklu doymamış yağ asitleri bulunmaktadır. Doymamış yağ asitleri kan yapımını destekler, kalp- damar sistemini koruyarak, kan dolaşımını olumlu etkiler. Bitkisel sıvı yağlar vücutta birikmeyen fitosterolleri içerir. Bu maddeler bağırsaktaki kolesterol emilimini %15 kadar azaltıp, özellikle düşük yoğunluklu kolesterolün (kötü kolesterol) düşmesini sağlayabilir.

        Ayrıca damar tıkanıklıklarını engeller ve ani kalp krizi riskini azaltabilir. Diğer taraftan, vücut fitosterolleri metabolizmada gerekli pek çok diğer biyolojik steroidal maddenin yapımında kullanmaktadır. Ayrıca steoller, anti-inflamasyon, antitümör, antifungal ve antibakteriyel etkiye sahiptirler. Özellikle aktif olan tokoferol tiplerince zengin doğal bir E vitamini grubu içermektedirler.

        Tokoferoller hücre ve dokuların onarımını hızlandırabilmektedir ve doğal antioksidan maddeler olarak kabul edilmektedir.  Bu faydalı etkileri nedeniyle deri yoluyla alımda derideki kızarıklıkları ve kırışıklıkları azalttığı bilinmektedir. Soğuk pres yağların bazı çeşitlerinin tümör oluşumunu engelleyerek kansere karşı önleyici olduğu bilinmektedir.

        Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin elzem olma nitelikleri, vücut tarafından sentezlemeyişlerinden ve mutlaka diyette yağlarla birlikte alınmaları gerekliliğinden kaynaklanır. Büyüme için gerekli olan ve vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi bakımından yaşamsal önem taşıyan bu asitlerin vücuda mutlaka yağlarla alınması gerekmektedir.

        Omega-3 yağ asiti yüksek kan basıncı, trigliseridler ve kolestrol seviyeleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olup, damarlarda anormal kan pıhtılaşmasından (tromboz) ve aterosklerozdan kaynaklanan hasarları azaltır. 

        Omega-6 yağ asiti, sağlıklı bir cilt için çok önemlidir; cildin pürüzsüz ve esnek olmasını sağlar, cildi yara ve iltihaplanmalardan korur ve vücut ısısı ile su kaybını düzenler. Omega-6 eksikliğinde çeşitli cilt problemleri ve egzama gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar.

        Oleik Asit Omega-9 grubu yağ asitlerinin öncüsüdür ve rafine edilmemiş ham zeytin yağında, zeytin, badem, susam yağı ve fındık yağında bulunmaktadır. Oleik Asit, kalp krizi ve damar sertliği riskini düşürmekte ve kanserden korunmaya yardımcı olmaktadır.

        Bitkisel yağlar; yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri ve onların provitaminlerini (Beta karoten) içerirler. Bu vitaminler yağ ile birlikte tanınır. Vücut bu vitaminleri absorbe edebilmek için yağa ihtiyaç duyar. Bitkisel yağlarda bol miktarda bulunan E vitamini aynı zamanda antioksidant besin öğesidir. 

        Vitamin E, özellikle lipit peroksidasyonunu önlemede ve çeşitli damar hastalıkları ve kanser gibi patolojik etkileri olan hastalıklarda ortaya çıkan serbest kökleri kontrol etmede oldukça etkin bir rol üstlendiği pek çok araştırmacı tarafından bildirilmiştir.

        Yağlı tohumlarda minör bileşiklerden olan bitki sterolleri ve bitki stanolleri olarak bilinen Fitosteroller, insan sağlığı üzerine olumlu etkilerinden dolayı, günümüzde yoğun bir şekilde bilimsel araştırmaların odağı olmuşlardır. İnsan vücudunda sentez edilemeyen bu bileşikler, insan beslenmesinde doğal bileşen olarak bütün bitkisel orijinli gıda maddelerinden sağlanmaktadır.

        Fitosteroller, insan sağlığı için çeşitli biyoaktif özelliklere sahiptirler. Yaklaşık yarım asırdan bu yana kolesterol düşürücü ajanlar olarak bilinen fitosterollerin kolon, meme ve prostat gibi kanserin çeşitli türlerine karşı koruyucu etkileri ile antibakteriyel, antifungal ve antiülser etkileri de ifade edilmektedir. Günümüzde, fonksiyonel gıda bileşenleri olarak gıdalara ilaveleri ve bunun sonucunda fitosterollerle zenginleştirilmiş gıda alımı insan beslenmesinde önemli bir gelişmedir.

        Fitosterollerin başlıca kaynakları bitkisel yağlar (bilhassa ham yağlar), tohumlar ve kuruyemişlerdir. İlave olarak, hububatlar, baklagiller ve sebzelerde de bulunmaktadır. Fitosterollerin diyetle alımları, farklı insan topluluklarında beslenme kültürü ve başlıca gıda kaynaklarına bağlı olarak büyük oranda değişkenlik göstermektedir. Fitosterol kompozisyonları ve miktarları, bitki çeşidi dolayısıyla genetik faktörler, yetiştirme koşulları (lokasyon, iklim gibi), tohum veya meyvenin olgunluk derecesi ve diğer bazı faktörler tarafından etkilenmektedir.

        Yağlı tohum ve meyvelere uygulanan ham yağ çıkartma, rafinasyon ve hidrojenasyon gibi yağ teknolojisinde kullanılan çeşitli işlemler fitosterol içeriklerinde değişimlere neden olmaktadır. 

Süha Ersoy                
NEVA GIDA Genel Müdürü      

Online SatýþGörüş ÖneriKargom NeredeFabrikamýzdan GörüntülerSatýþ NoktalarýmýzSoru-Cevap